Bellek ve Tribün
Belleksiz bir toplum olduğumuz vurgulanır en acımasız eleştiriler işe karışınca. Doğrudur. Birçoğumuz unutulmaması gerekenleri kolayca hafızamızdan sileriz. Olmamış sayarız. Belki de hiç affedilmeyecek insanları affediveririz en saf duygularımızla. Birtakım siyasal, toplumsal, ekonomik olaylardan dersler çıkarmayabiliriz. Bile yanıla aynı partiye oy verebiliriz örneğin; hiçbir işe yaramayan, ülkeyi ekonomik felaketlere sürükleyen adamlara…
Ama konu futbol olunca işin rengi değişir. Unutmayız. Öyle ayrıntılar hatırlanır ki…
Tribüncüler tüm sevgilerini ve öfkelerini kayıt altına alır. Vakti geldiğinde de bunları dile getirir. Kulüple ilgili iyi veya kötü sözler, eylemler gün gelir o taraftardan gereken cevabı alır. Eninde sonunda alır. Severim de işin bu yanını: ))
Nereden mi çıktı bu konu? Az önce bir haber sitesinde Hikmet Karaman’ın Adanaspor’a dair duygu ve düşüncelerini, devamında da taraftarın yorumlarını okudum. İlgi çekici bir içerik vardı orada.
Altına imzamı da atabileceğim bir alıntı yapayım “Sabotiç” kod adlı arkadaştan, lafı nasıl olsa bağladım diyerek:
“Lazarov ve Yordanov Adanaspor’a geldi, antrenmana bile çıkarmadan bunlar Adanaspor’un ayarında futbolcular değil dedin,1 hafta sonra beraber Kocaelispor’a imza attınız. Almanya’dan 8 gurbetçi bir “bağkur”dan emekli kaleci ve de Etuke diye bir futbolcu demeye şahit adam getirdin. Bunları unutmadık unutturmayız. Kendi işine bak biz halimizden memnunuz.”
Evet, tribünün belleği dehşet verici bir keskinliktedir, ne güzeldir!

Hiçbir kabilenin, değil yabancılara, birbirlerine bile yurtlarını satmaya hakkı yoktur.




























