Foto Galeri / Yorum
2009-07-02 08:49:43

Haydi Adanasporlu

http://ul.gcg.me/files/2009-07/mkm.jpg

Adanaspor. org’un ilk dile getirdiği, “maratona kombine” isteği Başkan tarafından kabul gördü. Maraton kombineleri 200 TL olarak belirlendi. Şimdi hamle sırası bizde, taraftarda… Ne yapıp edip o kombinelerden edinmek “zorundayız”. Bayram Başkan taksit imkânı da sunmak için çalıştıklarını belirtmiş.

Mahcup olmamak, mahcup etmemek, bir Adanasporluluk veya bu koca camianın duruşu için, maraton kombinelerini almakla yetinmeyeceğiz adeta kapışacağız.

Haydi Adanasporlu, top sende!

Yazar: Editor
2009-07-01 09:39:20

UNUTMA

http://ul.gcg.me/files/2009-07/ads__z.bmp

Madımak'ın merdivenleri.
Behçet Aysan önde oturuyor.
Bir şair; önünde yangın tüpü.
Elinde bir süpürgenin kırık sopası.
Sol arkadaki gri ceketli zayıf adam Metin Altıok.
Süpürgenin diğer yarısı da onda.
Korunabilmek için...
Bingöllü çocukların hep beyaz ayakkabılarıyla tanıdığı,
felsefe öğretmeni bir şairdi o da.
Sağ arkadaki Hasret Gültekin. Bir ozan.
İnsanın hiç Hasret diye ismi olur mu? Oluyor işte...
SİVASI UNUTMA

Onur Caymaz
Yazar: Editor
2009-06-30 09:19:59

Önce Transfer etmek, Sonra Umut etmek

  • Her transfer bir umuttur.
  • Yaşama sevinci verir. Hayata bağlar.
  • Dipdiri tutar futbol sevgini.
  • Takımına daha bir güzel bakarsın.
  • Her transfer bir umuttur.
  • Güç verir, yazdırır konuşturur.
  • Kitleye bir başka hava verir. İnancı pekiştirir.
  • Transfer edilen futbolcunun önceki dönemleri pek bir mana taşımaz; sakatlıkları, başarısızlıkları, tatsızlıkları…
  • İnanırız ki bizle yepyeni bir sayfa açacaktır. Yükselecektir bizle.
  • Gol sevincini yaşayacak, yaşatacaktır.
  • Şampiyonluk turu atılacaktır hep birlikte.
  • Bakınca; her transfer adeta bir Messi’dir. Öyle beklenir.
  • Her transferin bir kredisi vardır tribünde. İlk önce güvenilir. Sonra gelişmeler izlenir.
  • Rakiplere nispettir. Bir fark oluşturacaktır onlarla aramızda, lehimize.
  • Çok koşacak, çok çalışacak, çok gol atacaktır. Hiç hata yapmayacaktır, kart görmeyecek, hiç sakatlanmayacaktır.
  • Transfer dönemi bir şenlikse her transfer de bu şenliğin en muhteşem havai fişeğidir. Bin bir renkle art arda patlayan, gökyüzünde ışıltılı izler bırakan, seyrine doyum olmayan…
  • Her transfer bir umuttur.
  • Umut, tribünün yegane ilacı, aşı, dayanağıdır.
http://files.vector-images.com/cd_samples/soccer_players_clipart.gif
Yazar: Editor
2009-06-29 08:56:22

Asidir Şiir

(veya bazı şiir okumaları üzerine birkaç söz)

http://ul.gcg.me/files/2009-06/isyn.jpg

Bir yerde mi okudum, hatırlamıyorum. “Sanatın en asi çocuğudur şiir,” diye.

Asidir kelimenin tam anlamıyla, ele avuca sığmaz. Anladım, dediğiniz anda belleğinizde üç beş kırık söz görürsünüz; imge, mecaz, benzetme, kelime oyunu, sığlıklar keşmekeşinde heder olmuş gitmiş. Siz onu seversiniz de o sevildiğini bilmeyebilir, incinirsiniz. Sadece bilginin, görgünün veya yeteneğin algılamasıyla görünür olan bir şey de değildir. Bir his… Bir bilinç… Ne bileyim, şiirin ne olduğunu çözebilseydim, yazardım en güzel şiirleri…

Lakin şiirin ne olmadığını çözebiliriz.

Çok uzun bir zamandır “iğdiş edilmiş” bir bilinç ile yaşıyoruz. Bu iğdiş edilmişlik tekilden çoğula her bir noktada dikilmiş gözlerimizin içine bakıyor. En basit ticari ilişkilerden en görkemli ihalelere kadar. Basit bir reklâm filminden anlı şanlı sinemacıların eserlerine kadar… Örneğin; TV’de 1 Mayıs tartışmalarını dinleyen bir “okumuş” şöyle diyebiliyor: “Tatil işte 1 Mayıs, daha ne Taksim diye tutturuyorsunuz!”

Bir süreç bu… Burada bir şiir yazmadığım için de rahatlıkla yapabilirim şu benzetmeyi, bu iğdiş edilmiş bilinç bir çığ olmuş yuvarlanıyor, üzerimize üzerimize geliyor. Gelmeye devam da edecek. Bundan hayatımızın her bir unsuru kısmetine düşeni de hali hazırda alıyor almaya da devam edecek. Bunları söylemek için Nostradamus olmaya gerek yok, işte bir iki şiir okumak da yeter vaziyeti görmek için.

Sanatın kendisi her duruma müsait bir şey midir? Böyleyse de bu müsaitliğin kendi evreni içinde birtakım kuralları yok mudur, en azından nefsi müdafaa için. Bir atmosferi, yerçekimi, fotosentezi… Yani gayet olağan, alıştığımız, özünü anlamasak da hayatımızı sürdürebilmemiz için olmazsa olmaz şeyler… Sanat için de yok mudur?

Konu üzerinden gidersek, sokağa mı düşmüştür şiir? Veya gerdek gecesinde damattan önce gelini yatağına atan, yani bu hakkı kendinde gören İngiliz sömürge valileri gibi, şiiri keyfince, yılların şairliği sıfatıyla iğfal eden midir şair?

Hakikaten asidir şiir, kelimenin tam anlamıyla ele avuca sığmaz. Hiçbir sokak kavgasını kaybetmemiştir. Eski kabadayılardandır da. Nicelerinin gönlünde taht kurmuştur. Bazen İnce Memed’dir. Haksızlığa gelemez. Kiminde Zapata gibi herkesin vicdanı olur, Dadaloğlu’dur bre; “ferman padişahınsa...” diyerek. Ama en güzel, güzeller güzeli bir güzeldir de… Aşkından elimize sigaralar bastığımız. Asidir, tabiatı öyledir, asileştirir haliyle.

Ve fakat bir rezillik değildir şiir…

Gadre uğradığında da hesabını zaman soracaktır…
Yazar: Editor
2009-06-27 23:33:55

Alt yapıdan bahsetmiştik bir yazı önce. Müneccimlikten değil sistemin verdiği işaretlerden dolayı girmiştik konuya. Eyüp hoca, ekibi ve genç futbolcuları sağlam yol alıyor ve bu da bizi her şeyden çok sevindiriyor. Son gelişme şöyle:

http://ul.gcg.me/files/2009-06/adanaspor_alt_yap__s__.jpg

Kayseri'deki U-13'ler Adana finalinde
Adanaspor şampiyon
”Kayseri'de oynanan ve finale çıkan iki Adana takımının Adanaspor ve Demirspor'un şampiyonluk mücadelesi saat 10.30'da başladı... Adana Demirspor karşılaşmanın 5.dakikasında Sezar'ın golüyle 1–0 öne geçti... Adanaspor ise maçın 13.dakikasında Yusuf'un attığı golle eşitliği sağladı.30.dakikada Demirspor yine Sezar'ın golüyle üstünlüğü ele geçirdi ve ilk yarıyı 2–1 önde tamamladı. İkinci yarıya Adanaspor golle başladı...Selçuk'un golüyle bir kez daha Toros Kaplanlar eşitliği yakaladı. İlerleyen dakikalarda Adanaspor'dan Devran sarı kart görürken, Demirspor'dan Cemal kırmızı kartla oyun dışı kaldı. 55.dakikada Adanaspor Devran ile 3–2 öne geçti, 60.dakikada Selçuk'un golüyle Turuncu-Beyazlı takım maçı 4–2 kazandı. Bu sonuçla Adanaspor Kayseri'deki Adana finalinde şampiyon olurken, Demirspor elendi.”

Eyüp Arın…
Adanaspor Altyapı Sorumlusu Eyüp Arın, Kayseri'deki Adana derbisinde iki takımın da iyi mücadele ettiğini ve sonuçta Adana'nın kazandığını söyledi. Eyüp Arın, "Gerçekten çok güzel maç oldu. İki takımın da kazanabileceği bir maçtı. Adana Demirspor iki kere öne geçmesine rağmen bu avantajını koruyamadı..Biz de iki defa geriye düşmemize rağmen oyun disiplininden kopmadık, çocuklar çok pozisyon ürettiler ve geriden gelip kazanmasını bildiler.. Centilmence ve keyifli mücadele oldu. İki takım oyuncuları ve teknik heyetini yürekten kutluyorum. Adana kazandı."dedi...

Bayram Akgül…
Adanaspor Başkanı Bayram Akgül, Kayseri'deki final maçından dolayı hem Adana Demirspor hem de Adanaspor altyapısını kutladı... Kayseri'de iki Adana takımının final oynamasının keyif verdiğini anlatan Başkan Bayram Akgül, "Bu da gösteriyor ki şehrimizin iki güzide kulübünün altyapısı gelecek için ümit veriyor... Bence bugün elde edilen sonuçtan çok bu önemlidir."dedi... İki takımın teknik heyetini ve futbolcularını gösterdikleri performanstan dolayı kutlayan Adanaspor Başkanı Bayram Akgül, "Adanaspor kapanma evresi geçirdikten sonra altyapımız aşama kat etti. Altyapımız gelecek için güzel mesajlar veriyor. Kayseri'de mücadele eden minik sporcularımızı yürekten kutluyorum ve tebrik ediyorum."dedi...

Vira Adanaspor…

Yazar: Editor
2009-06-27 01:14:11

Bir açık mektup

Vasiyetine bir alınlık eklemiş: Belki de, demiş; en kötüsü, ölümden sonra bile istemektir. İnsanın içini acıtıyor. Mektup zarflarından çıkan solgun, çizgili bir yaprakmış. ODTÜ’yü bitirmiş. Bir plazada çalışıyormuş. Çünkü çalışmak gerek değil mi sevgili kardeşim. Şairlik, yazarlık sökmüyordu değil mi; bilirim. Bir plazada çalışıyorum ben de. Ayın son cumartesi pazarı, genelde param kalmadığı için evde otururum. Bir yere çıksam da; iki bira, birkaç kitap (sahaflar hep), bir iki de dergi işte. Şairlik sökmüyor. Sökemiyor bu hayatı çivilendiği yerden. Mehmet Müfit’in o dizesi çare olurdu belki: “Annem annem / tüm kapıları çivilemek geliyor içimden”. Balkon kapılarını çivileyeydik, pencereleri çivileyeydik; kitabın için ölümünden sonra yapılan bunca tartışma, ölümünden önce yapılsaydı mesela; belki yayınevlerinin kapılarından döndün birçok kez; belki üç beş kuruş maaşını, şiir kitabını bastırabilmen için harcamanı istediler... Bu ülkede ölmeden bir şey olabilmek çok mu zor yorgun kardeşim benim?
Özge, Sabancı Center’da çalışıyormuş. Kredi Kartları Servisi’nde. 28 Ağustos 2004’müş. Yapayalnız geçirdiğim bir yazdı o yaz. Şehirde dolanıp durdum. Edip’in Cin şiirine benzeyen bir yazdı. Belki severdin Cansever’i... Kozyatağı’ymış, Sinan Sokak’mış, Arzu Apartmanı’ymış. Onuncu kattaymış evin. Evliymişsin. Dostlarınla çektirdiğin resimler varsa ne oldu onlara? Evinin penceresinden bırakıvermişsin kendini. Çivileseydik... Sabahları şiire çalışır mıydın? Seni hiç tanımam. Kansu’nun Anahtar şiirindeki soruyu sorsam sana: “Akşamları mı severdin, ikindileri mi?” Cesedin SSK’nın morguna kaldırılmış. Bir şair ölmüş. Bildi mi oradaki görevliler. Şiirlerini okumuşlar mıydı hiç? Eşin acı haberi duyduğunda mahvolmuştur. Ölenler unutulur mu ince kardeşim, yoksa bütün unuttuklarımız ölmüş olanlar mıdır?

Peki ya uçmak nasıldı Özge? Düşerken en son gördüğün, en son anımsadığın şey… Nereden kapıldığını bilmediğin bir büyü müdür ölmek? Büyü... Büyümek... Düşerken geride kalacakları düşündün mü? Birden, son anda bir pişmanlık yakıp kavurdu mu içini, yoksa yere çarparken huzurlu muydun? Yesenin de 27 Aralık 1925’te İngiltere Oteli’ndeki odasında bileklerini keserek intihar etmiş. Cesedinin yanında Mayakovski’ye yazdığı not: “Şu yaşamda yeni bir şey değil ki ölüm / Ama pek öyle yeni sayılmaz yaşamak da.” Sen de böyle mi düşündün acaba kırgın kardeşim? Bu yaşama başka türlü katlanılamayacağını ne zaman anladın ilk? Ne kadar taşıdın ölümü içinde; komşuların daha önce de intihara kalkıştığını söylemiş çünkü. Demek ki bunca yük kolayca taşınmıyor, zorluyor, birikiyor, acıtıyor. Demek ki şiir öyle üç beş kelime değil sadece, bir teknik değil, mor bir şey oluyor zamanla... Kitabın bunu açıklıyor zaten: “Oysa / mendil satar yine de bakardım bu kente / olsaydın içinde,” diyecek kadar içtenmişsin. Öylesi insanlar daha çabuk ölüyor galiba değil mi uzak kardeşim. Şimdi atmayan kalbin, şiirinde atıyor işte. Orada yaşamaya devam ediyorsun. Ne eski çerçevelerde, ne kapı arkalarında, ne rüzgârda kalmış sesinde; belki varsa, çocuğunda yaşıyorsun biraz, Aşık Dertli diyor ya: “Bir başıma kalsam şehe, sultana kul olmam / Viran olası hanede evlad ü iyal var;” öyle... Sözcüklerinde yaşıyorsun. Sözcüklerine gizlenmiş ince umutsuzluktasın, en çok oradasın. Yaptığın bazı kelime oyunlarına bunlar çok yapıldı, diyen editörler nasıldır acaba? Şiir profesörleri birkaç kadeh daha rakı içiyordur. Sanat sevicilerine üç beş kokteyl daha. Etkinliklerde falan görüp birbirimizi... Hiçbir yaramızı sarmadan... Kalbimize hiç dokunmadan... Bir içki ısmarlayıp geçiyoruzdur birine daha; üç beş manifesto, bir iki kurgusal metin, söylemlerden süreçlerden geçiyoruz kardeşim, geçiş dönemleri geçmek tükenmek bilmiyor, modernite iflas etmiş de, postmodern kuramlar üzerinden yeni bir söylem kurmaya çalışıyormuşuz da… Gözlerimizin içine kimse bakmıyorsa şiir ne işe yarar, değil mi içten kardeşim?
“ve / gömdüler beni, / öldürdükleri gibi / özenle” Gömdük... Özenle...

Kitaplaşmasını istediğin şiirlerini sıralamışsın vasiyetinde. Bir kitap hayal etmiş, altına da not düşmüşsün: “Bu 30 parça kitaplaşsın. Bir tanesini de mezarıma gömün. Öpücük sesi. 18.03.2003”

Hayat Susunca Konuştu Ölüm, Özge Dirik’i yeniden gündeme getirecek. Kitap, Art Shop tarafından yayımlanmış. Art Shop’un şiire bunca destek vermesi, üstelik bu zamanda çok değerli. Kitabı Didem Görkay Zengin hazırlamış. Şiirler Özge’nin vasiyetindekilerle pek uyuşmuyor. Edebiyat dünyasında bu mesele etrafında dönen bir tartışma var bir süredir. Olmamış deniyor, böyle olmaması gerekti deniyor, yapması gerekenler yapmadı deniyor... Sözler söylenip geçiliyor... Tırnakların uzamaya devam ediyor mudur eski kardeşim? Saçların? Onlar bizden daha çok yaşar.
Yine de bak, senin bir kitabın var artık. Yaşasaydın Beyoğlu’na çıkar, iki tek atarak kutlardık belki kitabını. Sadece şu dizen için bile bin selam ediyorum sana yalnız kardeşim:

“Ne de çok bekledim askere gidince sevdiği
Pencereden çalabilmek için gözlerini.”

Onur Caymaz

Yazar: Editor
2009-06-25 21:44:17

Adanaspor ve Gelecek

Bir futbol takımının en büyük yatırımı, siz de kabul edersiniz ki alt yapısıdır. Yarınlara bakmak için bulunulması gereken en net konum orasıdır. Yıldız transferler yerine alt yapıdan gelecek futbolculara yönelmek futbolun en kabul gören yaklaşımı değil midir? Tabi bunun için sabırlı bir yönetim ve tribüne de ihtiyaç vardır. Adanaspor öteden beri alt yapı konusunda titizlik gösteren bir takımdır. Bu anlayışın yerleşmesinde vaktiyle bizde hocalık yapan Tamer Güney’in de katkıları hatırlanmalı. Bir de Sami Bayraktar’ın emekleri…

Bildiğimiz o acı kazadan sonra Sami Hoca ve 3 genç futbolcu (Faik, Rafet ve Hakan) hayatını kaybedince Adanaspor alt yapısı uzun yıllar etkisinde kalacağı bir hasar almıştı maddi ve manevi anlamda.

Şimdi baktığımızda hem Adanaspor hem de alt yapımız bir ivme içinde. Özellikle gençlerimiz Eyüp Hocanın önderliğindeki bir ekiple ( Feyzullah, İsmail, Cem, Serbay, Ali hocalar) gün gün geleceğimizin binasını kuruyorlar.

Bu gelişmeler, Adanasporluları her şeyden çok sevindirmektedir. Yoksa başarılar, şampiyonluklar illa ki gelir; fakat bunların geçici olmaması için yola çıkmamız gereken liman işte o alt yapıdır…

Vira Adanaspor...

Yazar: Editor
2009-06-25 07:41:36

Kılavuz Meselesi

Şimdiki zaman üzerinden transferlere baktığımızda ilk Mustafa Akçay’ı görüyoruz. Mustafa, “ön libero oynarım” diyor. “Çok koşarım, tekniğim de ön plandadır” diye ekliyor.

İkinci transfer kaleye yapıldı, Zülküf Özer. Mardinspor’dan. Ekrem Al’ın eski talebesiymiş. Kolay gelsin Ekrem Hoca.

Son transfer de Galatasaray’dan… 1988 doğumlu olan sol bek ve sol stoper mevkiinde görev yapan Anıl Karaer

Nokta transferlerimiz bunlar şimdilik.

Ekrem Al da "4-4-2, 4-2-3-1, 4-4-1-1-, 4-1-3-2, 4-5-1 gibi dörtlü savunma sisteminde yer alan her türlü sistemi oynayabilmeliyiz ve buna göre transfer yapmalıyız.” demişti zaten.

Yani önce gol yememek için çıkacağız sahaya. Anladığım bu…( vah, özgeçmişine bakıldığında bulunduğu ligin en iddialı takımı olması gereken Adanaspor’un hocasının temel mantığına bakın.)  Çok koşacağız. Geçen sezonun ikinci yarısında olduğu gibi. Tamam, bu iyi bir şey. Ama üretemeyeceğiz, geçen sezonda olduğu gibi. İşte bu kötü bir şey… Ortada dolanan bal yapmayan arılar mı olacak? (küme düşen Sakaryaspor’dan daha az gol atarak ligi bitirdiğimiz hatırlanmalı. Ha, şöyle bir cevap gelebilir buna, “bak, adamlar küme düştü bizden fazla gol atmalarına rağmen. En azından attığımız ve yediğimiz aynı ve küme de düşmedik. Ee, ben de o zaman susarım: ))

Can sıkmak için yazmıyorum, hakikaten. Benim korkum sezon başında yine, kılavuzumuzun yine karga olması…(yanlış anlaşılmasın, kargalarla bir işim yok, hatta severim bile kargaları, atasözü üzerinden gidince mevzu oldular: ))

http://3.bp.blogspot.com/_evAMjIk6sBs/RvkiSQomE1I/AAAAAAAAADY/oJYb3EIH0LI/s400/oru%C3%A7%2Btutan%2Bkarga.jpg
Yazar: Editor
2009-06-23 11:41:09
http://ul.gcg.me/files/2009-06/a1.jpg

 kaplanpenche'nin 3. yılı için hazırladığımız farklı model ve renklerdeki kaplanpenche t-shirtlerini (yalnızca 30 adet) Arıplex üzerindeki sunflowers'ten edinebilirsiniz.

http://ul.gcg.me/files/2009-06/sunflowers_logo.jpg

sunflowers

Cemalpaşa Mah. 3.sk. Karabucak İş Merkezi No:69 Adana/ Telefon: 0322 457 03 21

Yazar: Editor
2009-06-22 10:58:14

Bellek ve Tribün

Belleksiz bir toplum olduğumuz vurgulanır en acımasız eleştiriler işe karışınca. Doğrudur. Birçoğumuz unutulmaması gerekenleri kolayca hafızamızdan sileriz. Olmamış sayarız. Belki de hiç affedilmeyecek insanları affediveririz en saf duygularımızla. Birtakım siyasal, toplumsal, ekonomik olaylardan dersler çıkarmayabiliriz. Bile yanıla aynı partiye oy verebiliriz örneğin; hiçbir işe yaramayan, ülkeyi ekonomik felaketlere sürükleyen adamlara…

Ama konu futbol olunca işin rengi değişir. Unutmayız. Öyle ayrıntılar hatırlanır ki…

Tribüncüler tüm sevgilerini ve öfkelerini kayıt altına alır. Vakti geldiğinde de bunları dile getirir. Kulüple ilgili iyi veya kötü sözler, eylemler gün gelir o taraftardan gereken cevabı alır. Eninde sonunda alır. Severim de işin bu yanını: ))

Nereden mi çıktı bu konu? Az önce bir haber sitesinde Hikmet Karaman’ın Adanaspor’a dair duygu ve düşüncelerini, devamında da taraftarın yorumlarını okudum. İlgi çekici bir içerik vardı orada.

Altına imzamı da atabileceğim bir alıntı yapayım “Sabotiç” kod adlı arkadaştan, lafı nasıl olsa bağladım diyerek:

“Lazarov ve Yordanov Adanaspor’a geldi, antrenmana bile çıkarmadan bunlar Adanaspor’un ayarında futbolcular değil dedin,1 hafta sonra beraber Kocaelispor’a imza attınız. Almanya’dan 8 gurbetçi bir “bağkur”dan emekli kaleci ve de Etuke diye bir futbolcu demeye şahit adam getirdin. Bunları unutmadık unutturmayız. Kendi işine bak biz halimizden memnunuz.”

Evet, tribünün belleği dehşet verici bir keskinliktedir, ne güzeldir!

Yazar: Editor